Tanım
Bahar; insanın çocukluğuna başkaldırması, isyan etmesidir. Bütün kadınların kücük bir kız. bütün erkeklerin küçük bir oğlan çocuğu olduğu, birlikte "yaramazlık" ettiği mevsimdir. Havada dolaşan bu sebepsiz sevinç yaramazlık isteğinden başka bişey değildir.
Bağlantılarım
»
»
»
»
|
sen...
İnsanlar gördüm kendilerine yabancı kendilerine garip kendilerine uzak. Hiç bitmeyecek bir yolun yolcusu gibiydiler. Ne dinlenebilecekleri bir mola yeri ve nede zaten varabilecekleri bir yer vardı. Ruhlarındaki kabullenmişlik çirkin yüzlerine yansımıştı. Birbirlerinin kopyası bu insanlar arasında bir yabancıydım ben. Beni aralarına hiç almadılar, zaten hiç girmek istemediğimi bilmediler ki. Tek kelime konuşmadım onlarla. Yine de onlarla aynı adımları atıyordum bilinçsizce. O hiç bitmeyecek sandığım yola çıkmıştım onlarla birlikte bir kere.
Koyu gri bir havanın hakim olduğu o yolda ne bir tek yıldız gördüm nede bir tek yağmur damlası düştü yola. Ne sıcak vardı ne soğuk. Kara, kirli bir toprağın üzerinde atıyorduk adımlarımızı. O uzanıp giden yolda ne bir yeşil, ne de mavi yoktu. Görünen sadece uzayıp giden sonsuz bir grilikti. Yol uzayıp gittikçe, binlerce kişi katılıyordu bize. Amaçsız kalabalığa katıldıkça katılıyordu insanlar.
Ses yoktu, gülüş yoktu, heyecan yoktu, sadece nefes almaya odaklanmış bir insan güruhu vardı. Bense içimde çoğalttığım sesimi, bir mutlu yüze sakladığım gülüşümü, bir sıcak yüreğe sakladığım sevgimi dışarı vurabilmek için çırpınıyordum. Ama hiç bir yüz, hiç bir ses bu cesareti vermiyordu bana. Bu bıktırıcı, bu tekdüze, bu amaçsız adımların atıldığı yolda bir başka seçenek olmalıydı. Hissediyordum, ben bu yola bu insan kalabalığına ait değildim. Aynı şeyleri hisseden benden başkaları da olmalıydı.
Sonra hiç varılmayacakmış kadar uzakta bir kuşun havalandığını gördüm. Bir umut yakalamıştım sonunda. Adımlarımı hızlandırdım. Sıyrıldım kalabalıktan. Koşmaya başladım. Kuşa yaklaştıkça gri hava dağılıyor, güneşin ısısını hissediyor, gökyüzünün maviliği çiçeklerin her rengini görüyordum. Ve en sonunda seni gördüm. Ordaydın. Küçücük ama yemyeşil bir çayırın ortasında, gelincikler içinde öylece oturuyordun. Senin az ötende hava kurşun gibi griyken. Senin başındaki gök masmaviydi. Ve sen gözlerini o maviliğe dikmiş uzaktan gelecek birini bekler gibiydin. Ben gördüklerim hissettiklerimin karşısında donmuş ve öylece kalakalmıştım. Yüzüme bakıp sadece "HOŞGELDİN" dedin. Ve o ses yeniden hayata döndürdü beni. İçimdeki bastırılmış gülümseme yansıdı yüzüme önce. Yüreğimin atışı hızlandı, tenim ısındı sonra. Az önce terk ettiğim o kalabalık yanımızdan geçip giderken biz senle el ele gülümsüyorduk onların şaşkınlığına.
Artık senle bir sevdanın iki ortağıydık. Şimdi içimde çoğalttığım sesimle haykırıyordum herkes duysun diye...
Hiç kimse sevdama senin kadar yakışmadı ve sevdam hiç kimseyi senin kadar yaşatmadı yüreğimde...
*Alıntı* |
Tarih: 07:03, 21/2/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Çocuklar ölüyor Irak'ta...

Çocuklar ölüyor Irak'ta... Cennet yüzlü çocuklar, Ramazan pidesi kokan çocuklar. Yüzlerinde hayatın en masum çizgileri. Diz kapaklarında yara izleri. Hayatı kana kana içmelerine bile izin verilmeyen, kelebek desenli çocuklar. Gözlerinde sokak lambaları. Bedenlerinde Amerikan bombaları. Adına asker denilen şeytanların nişan aldığı çocuklar... Cennetin çocukları.
Çocuklar ölüyor Irak'ta... Kutsal kitapların yaşamasını emrettiği çocuklar. Günahsız melekler... Yürekleri gül kırığı. Hıçkırığı bile duyulmamış, ilahi ninnilerin çocukları. Amerikan askerlerinin ölüm oyuncağı. Analarının canı, ciğeri... Bütün dünyanın seyrettiği insafsız bir filmin figüranları. Acımasız savaşın çocukları...
Çocuklar ölüyor Irak'ta... Çikolatanın tadını bile öğrenememiş çocuklar. Ders kitabı niyetine, ölümü ezberlemiş çocuklar. Analar için doğumların sevinci. Babalar için, denizlerdeki en değerli inci. İftar saatlerinde kandilleri söndüren çocuklar. Amerikan askerlerinin atlıkarıncaları. Bush için, çaya batırılmış bisküvi. Bizler için su gibi aziz, ekmek kadar kutsal. Allah'ın çocukları...
Çocuklar ölüyor Irak'ta... Bulutlara küskün çocuklar, dünyanın utancı çocuklar. Sonbahar yaprakları gibi düşüyorlar birer birer. Resimlerin renklerine karışıyorlar, şiirlerin ezgilerine. Sessiz ve yalnız çocuklar. Masum kumrular, en yüksek yıldızın en parlak ateşleri. Nar tanesi, yüreğimizin bir tanesi çocuklar. Bizim çocuklarımız.
Ve biz bu çocukların ölüm haberlerine bir iftar çadırı kadar değer vermiyoruz. Hayırlı Ramazanlar!
Roller değişti Politikacıların iftar gösterileri başladı. Çocuklarını lüks otellerde şatafatlı düğünlerde evlendirenler, şimdi gariban sofralarında iftar açıyor. Politikacı olmak, halkın gerçeklerini bilmekten geçiyor. Ama hala gözünü açamayan halk, bu ikilemler arasında, neden canının yandığını anlayamıyor. Ve kendisi gibi sanıyor politikacıları da... O yüzden, sosyeteye özlemle bakıyor. O yüzden, şatafatlı düğünlerde kaç kilo altın hediye edildiğinin hesabını yapıyor.
Cennetin musluğunu açın. İçinizdeki cehennem ateşini ancak böyle söndürebilirsiniz.
*Alıntı*: Hakkı YALÇIN |
Tarih: 06:38, 21/2/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
BaHaR

Baharım benim, benim beyaz baharım
Henüz yaşanmamış hiç kutlanmamış
Mutlak düşlerde yalnız düşlenmiş
Alçaktan geçiyorsun selvilerinden üstünden
Yok burada durağı uçuşunun
Baharım benim, benim beyaz baharın
biliyorum geleceksin yağmuş ve kasırgalarla
fırtınalı ve ateşli
şarkı söyleyecek kuşlar
sevinçle yüzüecekler ufukta
baharım benim, benim beyaz baharım
... |
Tarih: 12:30, 29/1/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|